Yasemin Ergene Fan Club Forum

Yasemin Ergene Fan Club Forumumuza Hoşgeldiniz
 
AnasayfaGaleriKayıt OlGiriş yap

 

Atatürk Hikayeleri..

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
Yazar Mesaj
DiJLe
Moderatör
Moderatör
avatar

Kadın
Yaş : 22 Kayıt tarihi : 11/07/08 Mesaj Sayısı : 807 Nerden : Berlin

MesajKonu: Atatürk Hikayeleri..   Salı Ağus. 12, 2008 12:58 pm

Buraya yazabilirsiniz.....

Atatürk'ün Yanına Aldığı Ilk Er
O, Samsun'a çıktığı zaman, üstü başı yırtık, postalları patlamış, silahsız bir er gördü. Yüzünün rengi bakıra dönmüş, yağlan eriyip kemik ve sinir kalmış bu Türk askeri ağlıyordu. O'na sordu:
- Asker ağlamaz arkadaş, sen ne ağlıyorsun?
Er irkildi, başını kaldırdı. Bu sesi tanıyordu ve bu yüz ona yabancı değildi. Hemen doğruldu ve Anafartalar'daki Komutanını çelik yay gibi selamladı.
- Söyle niçin ağlıyorsun?
İç Anadolu'nun yanık yürekli çocuğu içini çekti:
- Düşman memleketi bastı, hükümet beni terhis etti. Silahımızı elimizden aldı. Toprağıma giren düşmanı ne ile öldüreceğim? Kemal Atatürk, er'in omzuna elini koydu:
- Üzülme çocuğum, dedi. Gel benimle!
Ve Samsun deposunda giydirilip silahlandırarak yanına aldığı ilk er bu Mehmetçik oldu.

Ben, Cumhurİyetİ BÖyle Kazandım!..
Ankara, 10. Cumhuriyet yılının büyük ve ölçüsüz sevinci içindedir.şehir, baştanbaşa ışıklarla donatılmıştır. Eğlence yerlerinde her Türk, tam bir şuurla devrimin nimetlerini idrak ederek neşe içinde eğlenmektedir.
Atatürk, resmi baloların verildiği yerlere uğradıktan sonra Halkevi’ne de teşrif ediyor. Orada, milli ve mahalli giysileriyle coşan ve coşturan Türk köylüleriyle karşılaşıyor.
Bir gün bu milleti ve bu memleketi kurtarmak için atıldığı mücadelede kendisine yegane kudret ve kuvvet membaı olan bu temiz yürekli vatan evlatlarının neşelerinden son derece duygulanıyor.onları bir süre seyrettikten sonra, doğru Çankaya’ya teşrif ediyorlar ve:
-Efeleri buraya getiriniz!.. Emrini buyuruyorlar.
Efelerin Çankaya’da, Atatürk’ün sofrasında nasıl coştuklarını ve nasıl coşturduklarını anlatmaya imkan yoktur. Büyük Ata, sahnenin en heyecanlı bir anında, Ankara efelerinden birine soruyor:
- Efe, sen benim için ne yapabilirsin?
Efe tereddüt etmeden cevap verir:
- Her şey...
- Mesela?..
- Ölürüm...
Şimdi bütün dikkat Atatürk’e çevrilmişti.kimse konuşmuyor, onları dinliyordu. Atatürk, gözlerini etrafındakiler üzerinde bir kez gezdiriyor.sonra:
- Efe, diyor, sözünde samimi misin?
- Emir sizindir, Ata'm.
Atatürk, elini dizinin üstüne vuruyor:
- Koy başını buraya!...
Efe derhal başını Ata'nın dizlerine koydu ve başını koyar koymaz şakağında bir soğuk temas hissetti.bu, Atatürk’ün şakağına dayadığı tabanca namlusunun soğukluğuydu. Efe, bu soğuklukla beraber şakağına dayanmış bir tabanca olduğunu görmüş, fakat en küçük bir harekette bulunmamıştı.
Efe, Ata'sı için ölümü seve seve kabul edebilirdi. Fakat Atatürk, ona kıyacak mıydı?
Bütün yüzlerin rengi bir anda solmuş, heyecan son haddini bulmuştu. Nefes almaktan korkuyorlardı ve gözler Atatürk’ün elindeydi. Tabanca, efenin şakağına dayanmıştı. Fişek sürülmüş ve emniyet açılmıştı. Atatürk, bir saniye bile sürmeyen bu an içinde ve gözle fark edilemeyecek bir hızla tabancanın namlusunu şakağın yanından, belki bir santim kadar kaydırarak tetiği çekiyor.
Derin sükutu yırtan korkunç tabanca sesi...
Kalpler, sanki yerinden kopacak.
Hazır bulunanların hepsinin beti benzi kül rengini almıştır.
Fakat, efenin başı hala Ata’nın dizindedir ve efede en küçük bir kımıldanma yoktur.
Atatürk, efenin başını dizlerinden kaldırıyor, temiz alnını dudaklarına doğru çekiyor ve öpüyor.
Hala biraz önceki havanın tesirinden kurtulamamış olanlara:
- İşte, ben Anadolu Savaşını bunlarla ve böyle canlarını esirgemeyenlerle kazandım, diyor

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.burcu-kara.forump.biz
DiJLe
Moderatör
Moderatör
avatar

Kadın
Yaş : 22 Kayıt tarihi : 11/07/08 Mesaj Sayısı : 807 Nerden : Berlin

MesajKonu: Geri: Atatürk Hikayeleri..   Salı Ağus. 12, 2008 12:58 pm

Satı Kadın
Ankara'da yakici bir yaz günü idi Atatürk beraberinde arkadaslari ve yaverleri oldugu halde Kizilcahamam'a giderken Kazan köyü yakinlarinda durmus ve otomobilinden inmisti. Köyün kadini, genci, yaslisi, ihtiyari köylerin içinden geçen, sosede duran bu yabanci konuklari görünce hep kosustular. Kimi su seyirtti, kimi ayran , bunlardan biri, gügümünden aktardigi soguk ayrani ata'ya uzatti:
- Bir soguk ayran içermisiniz,dedi.
Bu çorak iklimin kavurdugu yüzünde bronzlasmis Türk kadinin en bariz ifadelerini tasiyan, bir türk anasi idi. Bögrüne sikistirdigi kundagi biraz daha bastirdiktan sonra, sag elindeki ayran bardagini uzatti, bekledi. Ata'si, ayrani kana kana içmis ve biran durakladiktan sonra ona :
- Senin kocan kim ? Diye sormustu
Köylü kadini,yüzü tunçlasmis, elleri nasirli bir Türk anasi Ankara'nin kendine has sivesi ile kocasinin Sakarya harbinde bogazindan yaralanmis bir cengaver oldugunu söyledi. Ata bir soru daha sordu :
- Ne zaman dogdun?
- 1919'da Atatürk Samsun'a çiktigi zaman dogdum.
Ata, bir an düsündü. Yil 1934 idi. Kadinin bu ifadesine göre 15 yasinda olmasi lazim gelirdi. Halbuki karsisindaki kadin 25 yaslarinda görünüyordu tekrar sordu :
- Nasil olur
- Evet , nasil olurdu .bu sati kadin hiç tereddütsüz, o her zamanki nüktedan haliyle ve memleketin isgal altinda geçirdigi aci yillari ima ederek:
- Evet pasam,ondan evvel yasamiyordum ki !
Bu espiri ata'yi bir hayli düsündürdü. Ayrilirken yaverine kadinin ismini ve adresini not ettirdi.daha sonra biz sati kadini büyük millet meclisine giren ilk kadin milletvekili olarak görmekteyiz.

Şıh'ın Sakalı
Ata, yanındaki valinin kulağına eğilip sorar; Kimdir bu? Vali
yanıt verir;
-Efendim kendisi ŞIH'tır. Yörede çok hatırlısı vardır.
Atatürk Şıh'ı yanına çağırır ve;
-"Bak baba, imanın ölçüsü sakalın boyunda değildir. Şunu rica
etsem de en azından Peygamber efendimizinki gibi kısaltsan"der ve eliyle
de boyun altı hizasını gösterir.
Şıh; -"Emrin olur Paşam". diyerek yerine çekilir
Aradan zaman geçer, bir akşam Atatürk Amasya'daki Şıh'ı hatırlar
ve Valiyi telefonla arayıp durumu sorar.Vali nasıl söyleyeceğini
bilememekle birlikte, Şıh'ın sakal boyunda en küçük bir kısalma
bile olmadığını aksine kimselere el sürdürmediğini anlatır. Atatürk
telefonu kapatır,kağıdı kalemi eline alır ve az sonra nazırını çağırıp,
yazdığı yazıyı Amasya Valiliği'ne tebliğ etmesini ister. Ertesi gün
Amasya'dan bir haber gelir ki Şıh Efendi Ata'yı görmek üzere Ankara'ya yola
çıkmış... Şıh gelir Ata'nın karşısına çıkar. Sakal tamamen
kesilmiş, sinekkaydı bir tıraş olunmuş, saçlar kısaltılmış, kılık kıyafet
baştan sona değiştirilmiş, bambaşka görünüme bürünülmüştür.
Atatürk'ün mesai arkadaşları bu değişimi anlayamaz ve Ata'ya
sorarlar;
-"Aman Paşam, o Şıh ki sakalına el dahi sürdürmezdi, siz ne
ettiniz de kökünden kesmesini sağladınız?
Ata gülümser, sonra da yanındakilere dönüp;
- "Dün akşam Amasya Valiliği'ne bir yazı gönderdim ve Şıh'ı Afyon'a vali atadığımı bildirdim" der.
Ardından da yeni bir yazı hazırlayıp nazırına bu
yazıyı da Şıh'a vermesini söyler. Yazıda söyle yazmaktadır;
"İnancın ölçüsünün sakalda olmadığını anladığına sevindim.
Valilik meselene gelince, bugün koltuk uğruna kırk yıllık sakalından
vazgeçebilen yarın başka şeyler için milletinden bile vazgeçebilir.
Seni böyle bir ikileme mahkum bırakmayalım. Kal sağlıcakla...
Bugünün Türkiye'sini aslında o zaman anlatmış olan Ata'mızın
kemiklerini sızlatmamak dileğiyle...
Şimdi üst makamlarda, milletvekili koltuklarında oturan, fakat
aynı yukarıda anlatılan zihniyetle bu ülkeyi yöneten insanlara hitab
edilmişcesine yaşanmış ve yazılmış bu yazıyı, değer
yargılarımızı ve ilkelerimizi,en önemlisi de Atatürk'ün bize miras bıraktığı bu
ülkeyi korumak adına tanıdığınız herkeze iletmenizi ve bu yazıyı
okuyup,geçmişi ve geleceğimizi, yakın geçmişi unutmadan! yeniden
analiz etmenizi rica ediyorum.

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.burcu-kara.forump.biz
DiJLe
Moderatör
Moderatör
avatar

Kadın
Yaş : 22 Kayıt tarihi : 11/07/08 Mesaj Sayısı : 807 Nerden : Berlin

MesajKonu: Geri: Atatürk Hikayeleri..   Salı Ağus. 12, 2008 12:59 pm

“Köylü Milletin Efendisidir”
ATATÜRK ve HALİL AĞA
Yüce önder Atatürk Cumhuriyet’i kurduğu yıllarda devlet işlerinden yorgun düşmüştü.Yeni yönetim biçiminin vatandaşlar tarafından nasıl karşılandığını merak eder olmuştu.
Bir gün canı iyice sıkılmıştı.Nuri Conker’i yanına çağırarak:
“Gel yardım et bana..Kaçalım köşkten..”
Onun bu içtenlikli isteği karşı çıkmak,büyük bir haksızlık olacaktı.
“Tamam ,sen planı hazırla ben uygulamasını yaparım..”
Atatürk ve Nuri Conker,birinin hazırladığı,ötekinin uyguladığı plan sonunda Florya Köşkü’nün tüm nöbetçilerini atlatırlar ve köşkten kaçtılar.Altlarında ,Nuri Conker’in bir arkadaşının arabası vardı.Eylül sonu akşamı sonbaharın tadını çıkartarak,Çekmece’ye doğru gidiyorlardı.
Birden Atatürk’ün gözleri akşam güneşi altında çift süren bir köylüye takıldı.Yaşlı bir adamdı bu. Sapanın sapına iyice yapışmış,toprakları yavaş yavaş deviriyordu.Fakat çifttin bir yanında öküz,bir yanında merkep vardı.Eşit güçle çekilmediği için sapan yalpa yapıyordu.Atatürk şoföre durmasını söyledi. İndiler.Köylüye seslendi:
“Kolay gelsin ağa..”
Köylü bu sese başını çevirmeden karşılık verdi:
“Kolay gelsin.”
“İşler nasıl ağa? Bu yıl mahsulden yüzünüz güldü mü?
Köylü isteksiz konuştu:
“Tanrı’nın gücüne gitmesin bey,bu yıl yufkaydı mahsul.Kabahatin acığı bizde ,acığı yukarda!Biz geç davrandık,yukarısı da rahmeti esirgedi.”
“Bakıyorum sapanın bir yanında öküz,bir yanında merkep koşulu.öküzün yok mu senin?”
“Var olmasına vardı ya, hıdrelezde vergi memurları sattılar”
“Hiç vergi memurları köylünün üretim aracını satar mı ? Olmaz böyle şey ! Muhtara şikayet etseydin..”
Köylü güldü:
“Muhtar başımda deel miydi !? Memurun a bey?
Atatürk dudaklarını dişleri arasında ezerek konuştu :
“Kaymakama gitseydin.”
Köylü Halil Ağa iyice güldü.
“Sen de benle gönül mü eyleyon beyim?” Dedi.
“Kaymakamın haberi olmadan bizim buralardan kuş bile uçmaz.”
Atatürk konuşmayı sürdürdü:
“E peki, İstanbul şuracıkta.Geleydin valiye anlataydın derdini.. Onun işi bu değil mi?
Köylü ,Atatürk’ün saflığına inanmış, iyiden iyiye gülüyordu.Konuşmanın tadını çıkardığı için keyiflenmişti de biraz.Kestirip attı:
“Bırak şu sağarı Allasen, biz onun buralardan gelip geçtiğini çok gördük.Yakasına yapışsak acep derdimizi duyurabilir miyiz ?
Atatürk sordu :
“Adın ne senin ağa?”
“Halil… Köylük yerde sorsan Halil Ağa derler..”
“Demek varlıklısın?” Ağa dediklerine göre.”
“Acık çiftimiz – çubuğumuz varken adımız ağaya çıkmış”
“Peki Halil Ağa, senin işin beni bayağı meraklandırdı.benim bildiğime göre ,bir çiftçinin üretim aracı elinden alınmaz.Sen aldılar diyorsun.Hadi kaymakam şöyle,vali böyle diyelim; e peki bir başvekil İsmet Paşa var bilir misin ?”
“Bilmez olur muyum beyim?”
“Tamam öyleyse hemen her hafta İstanbul’a geliyor.Florya Köşkü’ne iniyor.Köşk de şuracıkta Birgün kapıda bekleseydin de derdini dökseydin ona..Herhalde çaresini bulurdu.”
“Sen benim konuşmamdan hoşlaştın, gönül eyliyorsun.Ama bak şimci,tutalım gittim vardım, beni o kapıya koymazlar ya..Tutalım ki koydular, koskoca İsmet Paşa’mızı göstermezler ya. Tut ki gösterdiler ya ona halimi nasıl yanacağım hele; o sağarın sağarı! Heç işitmez beni..”
Nuri Conker lafa karışmak istedi.Atatürk bir hareketiyle onu durdurdu.
“E peki bakalım bu dediğime ne bulacaksın?” dedi. Atatürk koca yaz şuracıkta oturup duruyordu.Gitseydin,çıksaydın önüne ,anlatsaydın halini. O da seni yüzüstü bırakacak değildi ya !..
Köylü iyice keyiflenmiş, gülüyordu:
“Sen nediyon bey?” dedi. Mustafa Kemal Paşa Atatürk’ümüzün yüzünü görmek için peygamber gücü gerek…Hem, tut ki gördük. Yiyip içmekten,işinden gücünden başını kaldırıp bizim öküzün arkasından mı seyirecek?..”
Halil Ağa, sigarasının son nefesini ciğerlerine doldururken,Atatürk’ten yeni aldığı sigarayı da kulağının arkasına yerleştiriyor,çiftinin başına gitmeye hazırlanıyordu.Konuşacak bir şey kalmamıştı.Atatürk köylünün omzuna elini koyarak,
“Senden hoşlandım Halil Ağa” dedi.Birgün köyüne de gelir,bir ayranını içerim.Açık yürekli bir vatandaşsın.Ama yine de sana söylüyorum hakkını kimsede bırakma ara”
Döndüler, arabaya bindiler.Halil Ağa onları uğurladı.
“Meraklanma beyim,eyvallah heç kimse bizim hakkımıza el değdiremez.Fakat bu, Baba’ya borçtur.Ödenmesi gerek..”
Otomobil hareket etti.Atatürk’ün canı sıkılmıştı.
“Bir uygun yerde dönelim,tadı kaçtı bu işin!..”Dedi.
Dönüş yolunda Atatürk konuşmuyor sigara üstüne sigara yakıyordu.Yüzünde ince bir keder vardı.
“Yahu çocuk, şu Halil Ağa’nın vergi borcundan öküzü satmışız,merkeple çift sürüyor, hala da “Devlet Baba” diyor. Ne mübarek millet, bu millet..”
Köşke döndüklerinde Atatürk yaverine emretti:
Şimdi; İstanbul’da ne kadar bakan,milletvekili varsa hepsini telefonla bulacaksın!..Bu akşam kendilerini yemeğe bekliyorum.Ayrıca Vali Muhittin Üstündağ ile İsmet Paşa’yı bul,onlara da haber ver.
Yaver odadan çıktı.Atatürk,Nuri Conker’e döndü:
“Şimdi sende arabayla çıkıp o Halil Ağa’ya gideceksin.Ona benim kim olduğumu söyleme. Tüccar, zengin bir adam filan dersin.”Seni sevdi,sana öküz alıverecek”diye bir şeyler söyle, kandır.Kuşkulandırmadan al getir buraya.”
O akşam Atatürk’ün sofrasında Başbakan İsmet İnönü, bakanlar, milletvekilleri ve İstanbul Valisi Muhittin Üstündağdan oluşan yirmibeş konuk vardı.
Atatürk,” Bu akşam soframıza efendimiz gelecek” dedi.”Kendisine nasıl davranacağınızı çok merak ediyorum.”
Bir süre sonra içeri baş yaver girdi ve Atatürk’ün kulağına bir şeyler söyledi.
Atatürk”Buyursun!” dedi.
Başyaver kapıyı açıp da Halil Ağa, gündüz konuştuğu beyin sofranın başında oturduğunu,yanı başında da İsmet Paşa’nın yer aldığını görünce, şaşkınlıktan dona kaldı.Dizlerinin bağı çözülmüştü.
Atatürk onu görünce ayağa kalktı.Arkasından tüm konuklar da ayağa kalktılar.
Atatürk son konuğunu,”Hoş geldin Halil Ağa”diye karşıladıktan sonra kendisini sofradaki konuklarına tanıttı:
“İşte beklediğimiz efendimiz” dedi.
Nuri Conker,Halil Ağa’yı Atatürk’ün sağ başına oturttu, kendiside yanındaki sandalye ye geçti. Atatürk sofradakilere, o gün köşkten nasıl kaçtığını,Halil Ağa’yı bir yanında öküz, bir yanında merkeple çift sürerken nasıl gördüğünü,sigara yakmak bahanesiyle nasıl kendisi ile konuştuğunu ayrıntılı bir biçimde anlattıktan sonra şöyle dedi.
“Şimdi gerisini Halil Ağa ile birlikte yanınızda tekrarlayacağız.Ben sorduklarımı baştan soracağım,Halil Ağa da orada bana söylediklerini olduğu gibi tekrarlayacak.”
Halil Ağa’ya döndü:
“Bak beri Halil Ağa” dedi.”Sen benim bu akşam başmisafirimsin .Senin açık sözlülüğünü pek çok beğendiğimi bugün söyledim. Konuşmamızdan sana hiçbir zarar gelmeyecek.Öküzü de alacağım.Ama şimdi ben tarla da sorduklarımı baştan soracağım, sende orada söylediklerini aynen tekrarlayacaksın.İşte soruyorum:
“Bakıyorum sapanın bir yanında öküz,bir yanında merkep koşulu.Öküzün yok mu senin?”
Halil Ağa dudakları titreyerek Atatürk’ün ayağına kapanacak oldu.Atatürk önledi:
“Yoo bak böyle şey istemem.Soruyorum cevap ver.”
Soru cevap valiye kadar aynen tekrarlandı.
Sofradakiler, soluk almadan konuşmayı izliyorlardı.Ürkütücü sorulara gelmişti sıra.Atatürk sordu.
“Peki ,İstanbul şuracıkta, gideydin valiye,anlataydın derdini…
Onun işi bu değil mi?
Vali Muhittin Üstündağ Halil Ağa’nın ancak iki metre ötesinde kendisine bakıyordu.Nasıl desin?
Ter basmıştı iyice, işi savuşturmanın yoluna kaçtı:
“Vali paşamızı biz görüp dururuz buralarda.Eteğine düşsek derdimizi duyurabilirmiyiz ki…
“Olmadı bu, Halil Ağa!..Bana dediğin gibi dos doğru…
“Böyle demedik mi beyim ?..”
“Ya, ben mi yanlış anladım?..”
“Dur soralım bakalım Nuri’ye.Nuri, böylemi dedi bize Halil Ağa?”
Nuri Conker karşılık verdi:
“Hayır Paşam!..”
“Gördün mü?.. Demek aklında yanlış kalmış.Hani bir şey dediydin sen vali neden duymazmış?..
“Aynen bana söylediğin gibi söyle”
Halil Ağa kekeleyerek konuştu:
“Köylük yerinde bizim dilimiz sağar demeye alışmıştır.Paşam” dedi.”Kusura kalma gayri”..
“Diplomatsınki yaman diplomatsın,Halil Ağa…Ama şimdi diplomatlık sırası değil.doğru konuşacağız…Söyle bana, orada dediğin gibi…”
Halil Ağa gözünü yumup başını yere eğdi.
“Şaşırmıştım, ağzımdan yanlışlıkla “Bırak bu sağarı” diye bir laf kaçırmıştım…”
Sofrada gülüşmeler başlamıştı.
“Hadı bunuda oldu diyelim.Geçelim gerisine:E Peki ,bir Başvekil İsmet Paşa var,bilirmisin?”
Halil Ağa ,İsmet Paşanın yüzüne baktı ve gözlerini yere indirdi:
“Şanlı İsmet Paşa’mız bilinmez olurmu ? O bugüne bugün..”
Atatürk ,Halil Ağa’yı durdurdu.
“Bırak şimdi övgüleri” dedi.”Ben şimdi gerisini getireyim:Tamam öyleyse, hemen her hafta İstanbul’a geliyor,Florya Köşk’üne iniyor ,köşkte şuracıkta.Birgün kapıda bekleseydin de derdini dökseydin ona.Herhalde bir çaresini bulurdu.”
Halil Ağa yine kaçamak yanıt verdi.
“Kapıya koymazlar bizi,koysalar da şanlı paşamıza öküzümüzü mü yanacağız!...
Atatürk’ün sesi iyice sertleşti:
“Beni uğraştırma,Halil Ağa”dedi.Erkek adam sözünü yalamaz,ne dediysen,tıpkısını tekrarlayacaksın!..
Halil Ağa ürktü,toparlandı.Başını yine yere gömüp konuştu.
“Şanlı paşamıza da sağar dedik ya..”
“Yalnız sağar değil,sağarın sağarı” değil miydi?”
Halil Ağa yere eğik başını acıyla salladı.
“Öyle dedikti paşam, doğrusun!” diyebildi.
Atatürk İsmet Paşa konusunda daha fazla ısrar etmedi,sözü kendine getirdi:
“Son soruyu sorayım şimdi” dedi” Bununda karşılığını ver,öküzünü al git.”Koca yaz şuracıkta Atatürk oturmuyor mu ? Gitseydin, çıksaydın önüne, anlatsaydın halini o da seni yüzüstü bırakacak değildi ya ?
“Hiç bırakır mı aslan paşam benim!...Erip erişir de tarlama dek gelir halimi dinler.”
“Bırak bunları Halil Ağa dediğini tekrarla.”
Halil Ağa birden diklendi.Her şeyi göze almış insanların yiğitliği içinde doğruldu.Atatürk’ün gözlerinin içine bakarak konuştu:
“İşte bunu demem paşam!” dedi.”Ağzıma ateş doldur,işte bunu demem!”
Atatürk gülmeye başladı:
“Zorlatacak bizi bu Halil Ağa laf anlamıyor” dedi.”Mustafa Kemal Atatürk’ümüzün yüzünü görmek için peygamber gücü gerek demiştin,yanılmıyorsam.Görsem de işinden gücünden,yiyip içmekten başını kaldıracak da bizim öküzün arkasından mı seyirtecek” demiştin”.
Halil Ağa’nın gözlerinden yaşlar inmeye başladıTaş kesilmiş,duruyordu.Atatürk konuşmasını içtenlikle sürdürdü:
“Atatürk de işi içkiye vurmuş,sarhoşun biri demesine getirdin ya fazla üstelemeyelim” dedi.
“Şimdi bak beni dinle ,Halil Ağa…
Seni şu kadar üzmemin sebebi, şunu anlatmak içindi: Şu gördüğün altı bay, hükümet…Yani,biri başbakan,ötekilerde bakan! Memlekete göz kulak olacak,işleri evirip çevirecekler diye bu makama getirilmişler.Bir kanun gerekti mi? bu baylar hemen sıvanırlar,İsviçre’den mi olur,Fransa’dan mı, velhasıl neredense, bir kanun buluşturulur,Türkçe’ye çevirtirler, sonra basıp imzayı göndeririler.Büyük Millet Meclisine…Bu millet Meclisi dediğin, şu alt baştan senin yanına kadar olan beyler.Kanun bunlara gelir.Bunlarda Hükümet elbette incelemiş,gereğini düşünmüştür,benim ayrıca zorlanmama gerek yok derler ve kaldırırlar parmaklarını,olur sana bir kanun!..Ama sonra bir vergi memuru gelir vergi borcundan Halil Ağa ‘nın öküzünü çeker satar…Halil Ağa da tarlasını bir yanda merkeple, bir yanda öküz,ırgalana ırgalana sürmeye çalışır.Ama üretim düşermiş,ekin zorlaşırmış kimin umurunda…Sonra ben bunları görürüm, içim kan ağlar,işitirim tasalanırım! E.. hakça söyle bakalım Halil Ağa..Sen benim yerimde olsan,efkar dağıtmak için,bunları bu beylerle konuşmak için içmez misin? Ama sonra da Halil Ağa tutar ,sana Sarhoş der…”
Halil Ağa’nın dili çözülmüştü:
“Öyle diyen yok haşa!...Dinden çıkmak gibidir…Buldun mu bunu hacısı da içer, hocası da içer…”
Peki sende içer mi sin?
“Hiç bulunurda içilmez olur mu paşam?..İçeriz ki tıpkı şerbet gibi!..
Atatürk hizmet edenlere işaret etti.kadehleri doldurttu.Kendi kadehini Halil Ağa’ya uzattı.
“Hadi bakalım Halil Ağa” dedi.
“Sağlığına içelim .”
………………
Daha sonra Halil Ağa köyüne dönmek için müsaade ister.
Atatürk Nuri Conkere İşaret eder. Halil Ağa önce Atatürk’ü daha sonrada salonda bulunanları selamlayarak salondan ayrılır.
Atatürk sofradaki öteki konuklarına döndü:
“Efendimizin halini gördünüz mü ? beyler dedi.”Devlet size böyle davransa siz ne yapardınız?Mübarek millet bu, adam millet bu…Şimdi bu adam milletin karşısında” adam olmak bize düşüyor!..
Sofrada kesin bir sessizlik vardı .Kimse gözlerini Atatürk’ten ayıramıyordu:
“Halil Ağa’nın öküzünü satıp, üretimini aksatan kanunu ya biz yaptık yada bizim yaptığımız kanun yanlış yorumlanarak Halil Ağa’nın öküzünü satıyor.İkisi de bence birbirinden farksız…Böyle bir kanun yaptıksa,memleket çıkarlarına aykırıdır.Nasıl yaparız nasıl yapmışız bunu?Eğer yaptığımız kanun doğru da yorumlanması yanlış oluyorsa, o zaman sormak lazım:Hükümet nasıl bir yöntem içindedir.Sonra unutmayın ki olay İstanbul’da geçiyor.Bunun Van’ı var,Bitlis’i var,kıyı bucak ilçesi var.acaba oralarda neler oluyor? BU ÇARK İYİ DÖNMÜYOR BEYLER!...
T.Fikret BİLGİN
Kaynak : İsmet Bozdağ”Atatürk’ün Fikir Sofrası”

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.burcu-kara.forump.biz
küboş
Site Sahibi
Site Sahibi
avatar

Kadın
Yaş : Kayıt tarihi : 25/04/08 Mesaj Sayısı : 841 Nerden : İstanbuldan yasomun kalbinden...

MesajKonu: Geri: Atatürk Hikayeleri..   C.tesi Ağus. 23, 2008 6:03 am

Atatürk, Mudanya yolu ile Bursa’ya gidiyordu. Kalabalik bir halk kitlesi iskelede etrafini çevirmis bulunmakta idi. Bir kadinin, elinde bir kagitla Atatürk’e yaklastigi görüldü. Ihtiyar, zayif bir kadindi. Ata’nin yolunu keserek titrek bir sesle:
- beni tanidin mi ogul? Dedi. Ben sizin Selanik’te komsunuzdum. Bir oglum var; devlet demiryollarina girmek istiyor. Siz onu alsinlar dediniz. Fakat müdür dinlemedi. Oglumu yine ise almamis..ne olur bir kere de siz söyleseniz.
Atatürk’ün çelik bakisli gözleri samimiyetle parladi... Elleriyle genis jestler yaparak ve yüksek sesle :
- oglunu almadilar mi? Dedi. Ben tavsiye ettigim halde mi almalidar? Ne kadar iyi olmus... Çok iyi yapmislar... Iste Cumhuriyet böyle anlasilacak...
Kadin kalabaligin içinde kaybolmustu. Ve Atatürk adeta vecd (çosku) dolu bir sesle:
- iste Cumhuriyetten bekledigimiz netice... Diyordu.

Köymen, Hulusi; Atatürk’ü anmak kitabindan, s. 260
_________________


utku armi bayılıyorum sizeee
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://yaseminergene.forumq.biz/index.htm
Sponsored content





MesajKonu: Geri: Atatürk Hikayeleri..   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Atatürk Hikayeleri..

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var: Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Yasemin Ergene Fan Club Forum :: (¯`·._.·KÜLTÜR-SANAT-TV-MÜZİK-SİNEMA._.·´¯) :: Mustafa KemaL ATATÜRK Köşesi -
Kullanıcı İmzası